Büyük Mücadele

13/45

10.—ALMANYA’DA REFORM’UN İLERLEYİŞİ

Luther’in esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolması, Almanya’da şaşkınlık yaratmıştı. Her yerde onunla ilgili soruşturmalar yapılıyordu. Akla hayale gelmeyecek rivayetler dolaşıyor, pek çok kişi onun öldürüldüğüne inanıyordu. Yalnızca bilinen dostları değil, Reform’un açıkça yanında yer almamış olan binlerce kişi de büyük yas içindeydi. Pek çok kişi onun ölümünün intikamını almak için ant içti. BM18 195.1

Roma önderleri kendilerine karşı olan duygunun nasıl bir seviyeye yükseldiğini dehşetle gördüler. Başlangıçta Luther’in sözümona ölümüyle sevinç duyarken, çok geçmeden halkın gazabından kaçmayı arzuladılar. Düşmanları, onun aralarındayken bulunduğu en cüretkâr eylemlerinden dolayı bile, ortadan kayboluşunun getirdiği kadar sıkıntı çekmemişlerdi. Cesur Reformcu’yu öfke ile yok etmeye çalışanlar, onun çaresiz bir tutsak olmasının ardından korkuyla doldular. İçlerinden biri şöyle demişti: “Kendimizi kurtarmanın tek yolu, fenerleri yakıp tüm dünyada Luther’i aramak ve onu kendisini çağıran ulusa geri vermektir.”—D’Aubigne, 9. kitap, 1. bölüm. İmparatorun tebliği güçsüz düşmüş gibiydi. Papalık elçileri, bunun Luther’in akıbetinden çok daha az ilgi uyandırdığını gördüklerinde öfkeyle doldular. BM18 195.2

Tutsak olmasına rağmen güvende olduğu haberi halkın korkularını yatıştırdı, ancak yine de gösterdikleri ilgiyi onun lehine arttırdı. Yazıları eskisinden çok daha büyük bir hevesle okunuyordu. Korkunç ihtimallere rağmen Allah’ın sözünü savunan kahraman adamın davasına gitgide artan sayılarda insanlar katıldı. Reform sürekli olarak güç kazanıyordu. Luther’in ektiği tohumlar her yerde filizleniyordu. Yokluğu, varlığının başaramayacağı bir işi başarmıştı. Diğer işçiler, büyük önderleri ortadan kaybolduğu için, yeni bir sorumluluk duygusu taşıyorlardı. Asil bir şekilde başlayan çalışmanın engellenmemesi için, yeni bir imanla ve samimiyetle, ellerinden gelen her şeyi yaparak hızla ilerlediler. BM18 196.1

Ancak Şeytan boş durmuyordu. Şimdi de, diğer tüm yeniden yapılanma hareketlerinde denediği şeye, insanlara gerçek çalışmanın yerine sahtesini yutturarak, onları aldatmaya ve mahvetmeye teşebbüs etti. Hristiyan kilisesinin ilk yüzyılında sahte mesihler olduğu gibi, on altıncı yüzyılda da sahte peygamberler ortaya çıktı. BM18 196.2

Birkaç kişi, dinî alemdeki heyecandan büyük ölçüde etkilenerek, kendilerinin gökten özel esinler aldıklarını ve Luther’in cılız bir şekilde başlattığını öne sürdükleri Reform’u ileri götürerek tamamlamak için ilahî olarak görevlendirildiklerini iddia ettiler. Gerçekte ise, onun başardığı işi yerle bir ediyorlardı. Reformun temeli olan önemli ilkeyi Allah’ın sözünün iman ve uygulama konularında her şeye yeterli kural olduğunureddettiler; ve bu yanılmaz rehberin yerine, kendi duygularının ve izlenimlerinin değişebilir ve belirsiz standardını getirdiler. Hataların ve yalanların muazzam saptayıcısını bir kenara bırakma eylemiyle, Şeytan için zihinleri istediği gibi denetim altına alma yolu açılmıştı. BM18 196.3

Bu peygamberlerden biri, kendisine melek Cebrail tarafından talimat verildiğini iddia etti. Onunla birlik olan bir öğrenci, çalışmalarını bırakarak, kendisine Allah tarafından O’nun sözünü açıklamak için hikmet verildiğini ilan etti. Doğal olarak bağnazlığa eğilimli başkaları da onlarla birlik oldu. Bu heveslilerin meydana getirdiği heyecan hiç de az değildi. Luther’in vaazları her yerdeki insanları reforma ihtiyaç duyduklarını anlayarak harekete geçirmişti, oysa şimdi gerçekten dürüst olan bazı insanlar yeni peygamberlerin iddialarıyla saptırılıyordu. BM18 196.4

Hareketin önderleri Wittenberg’e gittiler ve iddialarını Melanchthon ile çalışma arkadaşlarına dayattılar. Şöyle dediler: “Biz, Allah tarafından insanları eğitmek üzere gönderildik. Rab ile samimi konuşmalar yaptık; gelecekte olacakları biliyoruz; kısacası, biz elçiler ve peygamberleriz ve Dr. Luther’e başvuruyoruz.”—a.g.e., 9. kitap, 7. bölüm. BM18 197.1

Reformcular şaşkınlığa uğradı ve akılları karıştı. Bu, daha önce hiç karşılaşmadıkları bir durumdu ve hangi yolu tutacaklarını bilmiyorlardı. Melanchthon şöyle dedi: “Bu adamlarda gerçekten sıra dışı ruhlar var; ama hangi ruhlar? ... Bir yandan Allah’ın Ruhu’nu söndürmemeye, öte yandan ise Şeytan’ın ruhuyla saptırılmamaya dikkat etmeliyiz.”—a.g.e., 9. kitap, 7. bölüm. BM18 197.2

Yeni öğretinin meyvesi çok geçmeden belli oldu. İnsanlar Kutsal Kitap’ı göz ardı etmeye, ya da tamamen bir kenara atmaya sevk edildiler. Okullar kargaşaya sürüklendi. Tüm kısıtlamalara burun büken öğrenciler çalışmalarını yarıda keserek üniversiteden ayrıldılar. Kendilerini Reform’un işini canlandırmaya ve denetlemeye yeterli gören kişiler, yalnızca onu yıkımın eşiğine getirmeyi başarmışlardı. Roma yanlıları güvenlerini yeniden kazanmışlardı ve sevinçle haykırıyorlardı: “Son bir mücadeleden sonra her şey elimize geçecek.”—a.g.e., 9. kitap, 7. bölüm. BM18 197.3

Wartburg’da bulunan Luther, olan biteni duyduktan sonra derin bir kaygıyla şunları söyledi: “Şeytanın bize bu belayı göndermesini her zaman bekliyordum.”—a.g.e., 9. kitap, 7. bölüm. O, sözde peygamberlerin gerçek karakterini anlamış ve gerçeğin davasını tehdit eden tehlikeyi görmüştü. Papanın ve imparatorun düşmanlığı ona, şimdi yaşadığı kadar büyük bir şaşkınlık ve sıkıntı yaşatmamıştı. Reform’un sözde dostlarından, en büyük düşmanları ortaya çıkmıştı. Ona büyük sevinç ve teselli sağlayan hakikatler, kilisede çekişmeleri kışkırtmak ve kargaşa yaratmak için kullanılıyordu. BM18 197.4

Luther, reform işinde Allah’ın Ruhu tarafından teşvik edilmiş ve kendi kendisinin ötesine taşınmıştı. Bu duruşları sergilemeyi, ya da böylesi köklü değişiklikler yapmayı amaçlamamıştı. Sonsuz Kudret’in elinde bir araçtan başka bir şey olmamıştı. Buna rağmen, çalışmasının sonucu için sık sık titremişti. Bir keresinde şöyle demişti: “Öğretimin tek bir kişiye, ne kadar düşkün ve önemsiz olursa olsun, tek bir kişiye bile zarar verdiğini bilseydim ki vermez, zira müjdenin özüdüronu geri almamaktansa on kez ölmeyi tercih ederim.”—a.g.e., 9. kitap, 7. bölüm. BM18 198.1

Artık Wittenberg, Reform’un asıl merkezi, bağnazlığın ve kanunsuzluğun gücü altında eziliyordu. Bu berbat koşullar Luther’in öğretilerinden kaynaklanmıyordu; fakat Almanya’nın dört bir yanında düşmanları suçu ona yüklüyorlardı. Acılaşan bir ruhla zaman zaman soruyordu: “Bu muazzam Reform işinin sonu böyle mi olacak?”—a.g.e., 9. kitap, 7. bölüm. Tekrar, duada Allah ile güreştiğinde, kalbini huzur doldurdu. “Bu iş benim değil, fakat Senin işin” diyordu; “Sen onun batıl inanç ya da bağnazlıkla yozlaştırılmasına izin vermezsin.” Fakat böyle bir krizin ortasında çatışmalardan uzak kalma düşüncesi dayanılmaz bir hal almıştı. Wittenberg’e geri dönmeye karar verdi. BM18 198.2

Vakit geçirmeden tehlikeli yolculuğuna çıktı. İmparatorluğun yasağı altındaydı. Düşmanları canını alma özgürlüğüne sahipti; dostlarının ise ona yardım ve yataklık etmesi yasaktı. İmparatorluk hükümeti onun yandaşlarına karşı en sert önlemleri uyguluyordu. Fakat o müjdeleme işinin tehlikeye girdiğini gördü ve Rabb’in adıyla gerçek uğruna korkusuzca savaş vermek için yola koyuldu. BM18 198.3

Luther, seçici prense yazdığı bir mektupta, Wartburg’dan ayrılma nedenini belirttikten sonra şunları söyledi: “Wittenburg’a prenslerin ve seçici prenslerin sağlayacağı korumadan çok daha üstün bir koruma altında gidiyor olduğum ekselansları tarafından bilinmelidir. Ekselanslarının desteğini rica etmek düşüncesinde değilim, hatta sizin korumanızı dilemek bir yana, sizi ben korumayı tercih ederim. Ekselanslarının beni koruyabileceğini ya da koruyacağını bilseydim, Wittenberg’e hiç gitmezdim. Bu davanın ilerlemesine yardım edebilecek hiçbir kılıç yoktur. Her şeyi, insanların yardımı ya da onayı olmadan, yalnızca Allah gerçekleştirmelidir. En büyük imana sahip olan, en çok koruyabilecek olandır.”—a.g.e., 9. kitap, 8. bölüm. BM18 198.4

Wittenberg yolundayken yazdığı ikinci bir mektupta, Luther ekledi: “Ekselanslarının hoşnutsuzluğuna uğramaya ve tüm dünyanın öfkesini üzerime çekmeye hazırım. Wittenbergliler benim koyunlarım değil mi? Allah onları bana emanet etmedi mi? Benim de, gerekirse onlar uğruna canımı feda etmem gerekmez mi? Ayrıca, Almanya’da Allah’ın ulusumuzu cezalandırmak için kullanacağı korkunç bir patlama görmekten korkuyorum.”—a.g.e., 9. kitap, 7. bölüm. BM18 199.1

Büyük bir dikkat ve alçakgönüllülükle, ancak kararlı ve sağlam bir şekilde çalışmasına başladı. “Şiddet tarafından kurulan şeyi,” dedi, “sözün yardımıyla yenmeli ve yok etmeliyiz. Batıl inançlılara ve imansızlara karşı güç kullanmayacağım... Hiç kimse zorlanmamalı. Özgürlük imanın esasıdır.”—a.g.e., 9. kitap, 8. bölüm. BM18 199.2

Luther’in geri döndüğü ve vaaz etmeye başlayacağı haberi çok geçmeden Wittenberg’de duyuldu. İnsanlar dört bir yandan akın ettiler ve kilise dolup taştı. Kürsüye çıkarak, büyük bir bilgelik ve nezaketle öğretti, öğüt verdi ve azarladı. Aşai Rabbani ayininin kaldırılması için sert tedbirlere başvuran kimilerinin yöntemine değinerek şunları söyledi: BM18 199.3

“Aşai Rabbani ayini kötü bir şeydir; Allah buna karşıdır; kaldırılması gerekir; ben de tüm dünyada bu ayinin yerine müjdedeki Rabb’in Sofrası’nın ikame edilmesini tercih ederim. Fakat hiç kimse ondan zorla koparılmasın. Konuyu Allah’ın ellerine bırakmalıyız. Biz değil, O’nun sözü eylemde bulunmalıdır. ‘Öyleyse neden?’ diye sorabilirsiniz. Çünkü çömlekçinin elinde kili tuttuğu gibi ben de elimde insanların kalplerini tutmuyorum. Konuşma hakkımız var: eyleme geçmeye hakkımız yoktur. Biz duyuralım; gerisi Allah’a aittir. Güç kullanırsam, ne kazanırım? Ekşiyen yüzler, resmiyet, taklit, insanî düzenler ve ikiyüzlülük. Ancak kalpte içtenlik, iman ve sevgi olmaz. Bu üçünün eksik olduğu yerde her şey eksiktir, böyle bir sonuç için ise armut çöpü bile vermem. Allah, yalnızca sözüyle, sizin, benim ve tüm dünyanın güçlerimizi birleştirerek ortaya koyabileceğimizden daha fazlasını gerçekleştirebilir. Allah kalpleri kazanır; kalp alındığında ise her şey kazanılmış olur. BM18 199.4

“Vaaz ederim, tartışırım ve yazarım; fakat hiç kimseyi zorlamam, zira iman gönüllü bir eylemdir. Bakın ne yaptım. Papaya, endüljanslara ve papalık yanlılarına karşı durdum, fakat şiddete ya da kargaşaya başvurmadan. Allah’ın sözünü öne çıkardım; vaaz ettim ve yazdım - tüm yaptığım buydu. Buna rağmen, ben uykudayken. vaaz ettiğim söz papalığı yenilgiye uğrattı, öyle ki, ne prens ne de imparator ona bu kadar zarar verememişti. Yine de ben hiçbir şey yapmadım; her şeyi söz yalnız başına gerçekleştirdi. Güce başvurmak isteseydim, muhtemelen tüm Almanya kan gölüne dönerdi. Peki sonuç ne olurdu? Hem bedene, hem de ruha yıkım ve ıssızlık. Bu nedenle sessizliğimi korudum ve sözün dünyayı tek başına dolaşmasına izin verdim.”—a.g.e., 9. kitap, 8. bölüm. BM18 200.1

Luther günden güne, bir hafta boyunca, istekli kalabalıklara vaaz etmeyi sürdürdü. Allah’ın sözü bağnaz heyecanın büyüsünü bozmuştu. Müjdenin gücü yanlış yönlendirilen insanları gerçeğin yoluna geri getiriyordu. BM18 200.2

Luther, tuttukları yol ile çok büyük bir kötülük meydana getirmiş olan bağnazlarla yüzleşme isteğinde değildi. Onların sağlıksız yargıda bulunan ve özdenetimsiz tutkulara sahip insanlar olduklarını biliyordu, buna rağmen gökten özel bir ışık aldıklarını iddia ediyorlar, en küçük bir aykırılığa, hatta en nazik bir tekdir ya da öğüde bile tahammül edemiyorlardı. Kendi kendilerine mutlak yetki atfederek, herkesin sorgulamadan kendi iddialarına tabi olmasını istiyorlardı. Ancak onunla görüşme talebinde bulunduklarında Luther onlarla buluşmayı kabul etti; ve iddialarını öyle başarılı bir şekilde ifşa etti ki, sahtekârlar Wittenberg’den bir an önce ayrıldılar. BM18 200.3

Bağnazlık bir süre için frenlenmişti; ancak birkaç yıl sonra daha büyük bir şiddet ve daha korkunç sonuçlar ile yeniden patlak verdi. Luther, bu hareketteki önderler hakkında şunları söyledi: “Onlara göre Kutsal Yazılar ölü bir mektuptan başka bir şey değildir ve tümü birden ‘Ruh! Ruh!’ diye bağırmaya başladılar. Fakat ruhlarının onları götürdüğü yere kesinlikle gitmeyeceğim. Merhametli Allah beni içinde yalnızca kutsalların bulunduğu bir kiliseden korusun. Ben, günahlarını bilen ve hisseden ve kalplerinin derinliklerinden sürekli olarak Allah’ın tesellisini ve desteğini almak için O’na yalvararak inleyen alçakgönüllüler, zayıflar ve hastalarla birlikte yaşamayı istiyorum.”—a.g.e., 10. kitap, 10. bölüm. BM18 201.1

Bağnazların en etkini olan Thomas Munzer, doğru yönlendirilse kendisinin iyi olanı yapmasını sağlayacak olan muazzam bir yeteneğe sahipti; fakat gerçek dinin temel ilkelerini öğrenmemişti. “Dünyayı ıslah etme arzusunu taşıyordu, fakat tüm gayretkeşler gibi, ıslahatın önce kendisinden başlaması gerektiğini unutmuştu.”—a.g.e., 9. kitap, 8. bölüm. Mevki ve güç kazanma sevdasındaydı ve Luther’in ardından dahi ikinci olmak istemiyordu. Reformcuların papalığın yetkisi yerine Kutsal Yazılar’ın yetkisini ikame ederek, yalnızca farklı bir türde papalık tesis ettiklerini ilan etti. Gerçek reformu yerine getirmek için kendisinin ilahî yetkiyle görevlendirildiğini iddia etti. Munzer, “Bu ruha sahip olan, hayatı boyunca Kutsal Yazılar’ı görmüş olmasa dahi, gerçek imana sahiptir” dedi.—a.g.e., 10. kitap, 10. bölüm. BM18 201.2

Fanatik öğretmenler izlenimlerin kendilerini yönlendirmesine izin veriyor, her düşünceyi ve hayali Allah’ın sesi kabul ediyorlardı; sonunda aşırı uçlara gittiler. Hatta kimileri “Harf öldürür, Ruh ise yaşatır” diye bağırarak Kutsal Kitap’larını yaktı. Munzer’in öğretisi insanların hayret verici şeylere olan arzusuna hitap ediyordu, bir yandan da insanî fikir ve görüşleri bir bakıma Allah’ın sözünün üzerine koyarak gururlarını okşuyordu. Öğretilerini binlerce kişi kabul etti. Çok geçmeden tüm topluma açık ibadet düzenini yadsıdı ve prenslere itaatin hem Allah’a, hem de Beliyal’a1 kulluk etmek olduğunu ilan etti. BM18 201.3

Papalığın boyunduruğunu halihazırda atmaya başlamış olan insanların zihinleri, mülki idarenin kısıtlamaları altında da sabırsızlanmaya başladılar. Munzer’in ilahî onaylı olduğunu iddia ettiği devrimci öğretileri, insanları tüm denetim mekanizmalarından kopmaya yönlendirdi ve hakimiyeti kendi önyargılarına ve tutkularına bıraktı. Ardından korkunç isyan ve kavga sahneleri geldi ve Almanya arazileri kan gölüne döndü. BM18 202.1

Luther’in çok önceden Erfurt’ta yaşadığı ruh ızdırabı, şimdi bağnazlığın sonuçlarının Reform’un üzerine yıkıldığını gördükçe, ikiye katlanarak onu sıkıştırıyordu. Papalık yanlısı prensler isyanın Luther’in öğretilerinin doğal sonucu olduğunu ilan etti, pek çok kişi de bu ifadeyi onaylamaya hazırdı. Bu suçlama en basit bir temelden yoksun olmasına rağmen, Reformcu’ya büyük sıkıntı vermesi kaçınılmazdı. En aşağılık bağnazlıkla bir tutularak gerçeğin davasına böyle leke sürülmesi, tahammül edemeyeceği bir şey gibi görünüyordu. Öte yandan, isyanın önderleri Luther’den nefret ediyordu, zira öğretilerine karşı çıkmakla ve ilahî vahiy aldıkları iddialarını yadsımakla kalmamış, mülki idareye karşı asiler olduklarını da ilan etmişti. Karşılık olarak onlar da onu aşağılık bir sahtekâr ilan ettiler. Hem prenslerin, hem de halkın düşmanlığını üzerine çekiyor gibiydi. BM18 202.2

Roma yanlıları, Reform’un hızla çöküşüne tanık olmayı umarak sevinçle coşuyorlardı; ayrıca Luther’i en samimi şekilde düzeltmeye çabaladığı yanılgılardan ötürü dahi suçladılar. Bağnazların grubu, kendilerine büyük bir adaletsizlik yapıldığı yalanını söyleyerek, toplumun büyük bir kesiminin sempatisini toplamayı başardı ve yanlış yolu seçenlere her zaman yapıldığı gibi, şehitler olarak kabul edildiler. Böylece Reform’a karşı tüm enerjilerini sarf eden kişilere, zulüm ve baskının kurbanları gözüyle bakılarak merhamet duyuldu ve övgüler sunuldu. Bu, ilk olarak gökte sergilenen isyan ruhuyla teşvik edilen Şeytan’ın işiydi. BM18 202.3

Şeytan insanları sürekli olarak aldatmaya, onlara günahı doğruluk, doğruluğu da günah olarak kabul ettirmeye çalışmaktadır. Çalışması ne kadar da başarılı oldu! Allah’ın sadık hizmetkârları, gerçeği korkusuzca savundukları için ne kadar çok kınanıyorlar ve suçlanıyorlar! Şeytan’ın aracılarından başkası olmayan kişiler övülüyor ve pohpohlanıyor hatta şehit gözüyle bakılıyor, Allah’a olan sadakatlerinden ötürü saygı duyulması ve hakları teslim edilmesi gereken kişiler ise şüphe ve güvensizlik altında, tek başlarına durmaya mahkûm ediliyorlar. BM18 203.1

Sahte kutsallık ve uydurma dindarlık, aldatma işlevini halen sürdürmektedir. Luther’in zamanında olduğu gibi, aynı ruhu çeşitli biçimlerde sergilemekte, zihinleri Kutsal Yazılar’dan uzaklaştırarak, insanları Allah’ın yasasına teslimiyetle itaat yerine kendi hislerini ve izlenimlerini izlemeye yönlendirmektedir. Bu, Şeytan’ın paklığı ve gerçeği suçlamak için kullandığı en başarılı araçlardan biridir. BM18 203.2

Luther, müjdeyi dört bir yandan gelen saldırılara karşı korkusuzca korudu. Allah’ın sözü, her çatışmada güçlü bir silah olduğunu kanıtladı. Bu söz ile, papanın gasp ile ele geçirdiği yetkisine ve eğitimcilerin akılcı felsefesine karşı savaş açtı, bir yandan da Reform’la birleşmeye çalışan bağnazlığa karşı kaya gibi sağlam şekilde karşı duruyordu. BM18 203.3

Bu karşıt unsurların her biri, Kutsal Yazılar’ı kendine özgü bir şekilde bir kenara bırakıyor ve insanî hikmeti dini gerçek ve bilginin kaynağı olarak yüceltiyordu. Akılcılık mantığı putlaştırır ve bunu dinin kriteri haline getirir. Roma Katolikliği, kendi yüce papasının, elçilerden kesintisiz bir silsileyle gelen ve tüm zamanlar boyunca değişmeyecek bir ilham kaynağının olduğunu öne sürerek, her türlü israf ve çürümüşlüğün sözde elçisel görevin kutsallığı arkasına saklanmasına büyük imkân vermektedir. Munzer ve yandaşlarının iddia ettikleri ilham, hayal gücünün kuruntularından daha yüce bir kaynaktan gelmiyordu, etkisi ise insanî ya da ilahî tüm yetki için yıkıcıydı. Gerçek Hristiyanlık, Allah’ın sözünü vahyedilmiş gerçeğin muazzam hazine dairesi ve tüm ilhamın ölçütü olarak kabul eder. BM18 203.4

Luther Wartburg’dan döndükten sonra Yeni Ahit’in çevirisini tamamladı ve müjde çok geçmeden Alman halkına kendi dillerinde sunuldu. Bu tercüme gerçeğin tüm aşıkları tarafından büyük bir sevinçle kabul edildi; ancak insanî gelenekleri ve insanların emirlerini seçenler tarafından küçümseme ile reddedildi. BM18 204.1

Rahipler, sıradan insanların artık kendileriyle Allah’ın sözünün ilkelerini tartışabileceklerini ve böylece kendi cahilliklerinin ifşa edileceğini görerek paniğe kapıldılar. Dünyasal mantıklarının silahları, Ruh’un kılıcına karşı etkisizdi. Roma tüm yetkisini kullanarak Kutsal Yazılar’ın yayılmasını önlemeye çalıştı; fakat fermanlar, aforozlar ve işkenceler hep boşunaydı. Kutsal Kitap’ı ne kadar kınar ve yasaklarsa, insanların onun gerçekte ne öğrettiğini öğrenmek için duydukları heyecan o kadar büyük oluyordu. Okuma bilen herkes, Allah’ın sözünü kendi başına araştırmak için sabırsızlanıyordu. Kutsal Kitap’ı yanlarında taşıdılar, defalarca okudular, büyük kısımlarını ezberlemedikçe de tatmin olmadılar. Yeni Ahit’in büyük bir ilgiyle karşılandığını gören Luther, hemen Eski Ahit’in tercümesine başladı ve bölümleri tamamladıkça yayınladı. BM18 204.2

Luther’in yazıları hem kentlerde, hem de köylerde kabul görüyordu. “Luther’in ve dostlarının yazdıklarını, diğerleri yaydılar. Manastır zorunluluklarının yasadışı olduğuna ikna olan, tembellikle geçen uzun bir hayat yerine etkin gayretle dolu bir hayat sürmek isteyen, ancak Allah’ın sözünü duyuramayacak kadar bilgisiz olan keşişler, küçük köyleri ve kır evlerini dolaşarak Luther’in ve dostlarının kitaplarını sattılar. Çok geçmeden Almanya bu cesur gezici kitap satıcılarıyla doldu.”—a.g.e., 9. kitap, 11. bölüm. BM18 204.3

Bu yazılar hem zenginler hem fakirler, hem eğitimliler hem de cahiller tarafından büyük bir ilgiyle incelendi. Geceleri köy okullarının öğretmenleri bunları ateş başında toplanan küçük topluluklara okuyorlardı. Her müjdeleme olayında bazı canlar gerçeğe ikna oluyor, sözü memnuniyetle kabul ederek, sıranın kendilerine gelmesiyle müjdeyi başkalarına duyuruyorlardı. BM18 205.1

Vahiy sözlerinin doğruluğu kanıtlanıyordu: “Sözlerinin açıklanışı aydınlık saçar, saf insanlara akıl verir” (Mezmur 119:130). Kutsal Yazı çalışmaları, insanların zihinlerinde ve kalplerinde büyük bir değişim meydana getiriyordu. Papalık yasası, tebaasına onları cehalet ve aşağılanma içinde tutan demirden bir boyunduruk yüklemişti. Batıl inançlara dayalı şekil şartları titizlikle uygulanmıştı; fakat tüm ibadetlerinde kalbin ve aklın çok az yeri vardı. Luther’in Allah’ın sözünün açık gerçeklerini ortaya koyan vaazları, sonra da sözün kendisinin sıradan halkın eline verilmesi, uykuda olan güçlerini harekete geçirmiş, ruhsal doğayı arındırmakla ve asilleştirmekle kalmayıp, akla yeni bir güç ve dinçlik aşılamıştı. BM18 205.2

Her sınıftan kişiler ellerinde Kutsal Kitap’la görülüyor, Reform’un öğretilerini savunuyorlardı. Kutsal Yazılar’ın araştırılmasını rahiplere ve keşişlere bırakan papalık yanlıları, şimdi onları ortaya çıkararak yeni öğretileri çürütmeye davet ediyorlardı. Ancak hem Kutsal Yazılar’dan, hem Allah’ın kudretinden habersiz olan rahipler ve keşişler, önceden eğitimsiz ve sapkın olarak suçladıkları kişiler karşısında tam bir yenilgiye uğruyorlardı. Katolik bir yazar şöyle dedi: “Ne yazık ki, Luther takipçilerini Kutsal Yazılar’dan başka bir öğüde iman etmemelerine ikna etmiş.”—D’Aubigne, 9. kitap, 11. bölüm. Az eğitimli insanların savunuculuğunu yaptığı, hatta eğitimli ve belagatli ilahiyatçılarla tartıştığı gerçeği işitmek için büyük kalabalıklar toplanıyordu. Bu büyük adamların utanç verici cehaleti, ileri sürdükleri tezler Allah’ın sözünün basit öğretileriyle kıyaslandığında iyice ortaya çıkıyordu. İşçiler, askerler, kadınlar ve hatta çocuklar, Kutsal Kitap öğretilerini rahiplerden ve eğitimli doktora sahiplerinden daha iyi biliyorlardı. BM18 205.3

Müjdenin öğrencileriyle papalığın batıl inançlarının savunucuları arasındaki zıtlık, alimler arasında da en az sıradan halkta olduğu gibi belirgindi. “Dillerin araştırılmasını ve edebiyatın işlenmesini ihmal eden eski hiyerarşi savunucularının aksine. kendilerini çalışmaya adamış, Kutsal Yazılar’ı araştıran ve antik çağların şaheserlerini öğrenen açık fikirli gençler vardı. Etkin bir zihne, yüceltilmiş bir ruha ve cesur bir kalbe sahip bu gençler, çok geçmeden uzun bir süre kendileriyle hiç kimsenin rekabet edemeyeceği bir bilgi edindiler. Bundan dolayı, Reform’un bu genç savunucuları herhangi bir toplulukta Roma yanlılarıyla karşılaştıklarında onlara o kadar büyük bir rahatlık ve güvenle saldırıyorlardı ki, bu cahil adamlar duraklıyor, utanıyor ve herkesin gördüğü şekilde aşağılanıyorlardı.”—a.g.e., 9. kitap, 11. bölüm. BM18 206.1

Roma’nın ruhban sınıfı topluluklarının küçüldüğünü gördüklerinde, mülki amirlerin yardımını istediler ve dinleyicilerini geri getirmek için ellerinden gelen tüm çabayı gösterdiler. Fakat halk, yeni öğretilerde canlarının ihtiyaçlarını karşılayan şeyi bulmuştu ve kendilerini uzun zamandan beri batıl inanca dayalı ayinlerin ve insanî geleneklerin değersiz artıklarıyla besleyenlerden yüz çevirdi. BM18 206.2

Gerçeğin öğretmenlerine karşı zulüm alevlendiğinde, Mesih’in sözlerine kulak verdiler: “Bir kentte size zulmettikleri zaman ötekine kaçın” (Matta 10:23). Işık her yere nüfuz ediyordu. Kaçaklar kimi zaman kendilerine konuksever bir kapının açıldığı bir yer buluyor, orada oturarak bazen kilisede, ya da bu hak verilmezse, evlerde ya da açık havada Mesih’i vaaz ediyorlardı. Sözlerini duyurabildikleri her yer kutsanmış birer tapınaktı. Böylesi bir enerji ve özgüvenle vaaz edilen gerçek, karşı konulamaz bir güçle yayıldı. BM18 206.3

Hem kilise yetkililerine, hem de mülki idareye sapkınlığı ezmek için boşu boşuna başvuruldu. Hapis, işkence, ateş ve kılıca boşu boşuna başvurdular. Binlerce imanlı imanını kanlarıyla mühürledi, yine de çalışma ilerledi. Zulüm yalnızca gerçeğin yayılmasına hizmet ediyordu, Şeytan’ın gerçek ile birleştirmeye çalıştığı bağnazlık ise, Şeytan’ın işiyle Allah’ın işi arasındaki zıtlığın daha da net bir şekilde ortaya çıkmasıyla sonuçlandı. BM18 207.1