Büyük Mücadele

28/45

25.—ALLAH’IN DEĞİŞMEZ YASASI

“Tanrı’nın gökteki tapınağı açıldı, tapınakta O’nun Antlaşma Sandığı göründü” (Vahiy 11:19). Allah’ın antlaşmasının sandığı, tapınağın ikinci bölmesi olan en kutsal yerdedir. “Göktekinin örneği ve gölgesi olan[a]” hizmet eden dünyasal tapınaktaki hizmette, bu bölme yalnızca Kefaret Günü’nde, tapınağın temizlenmesi için açılıyordu. Dolayısıyla, Allah’ın gökteki tapınağının açıldığının ve antlaşma sandığının göründüğünün duyurulması, 1844 yılında Mesih’in kefaretin tamamlanış işlemini gerçekleştirmek üzere girdiği göksel tapınağın en kutsal yerinin açılışına işaret etmektedir. En kutsal yerdeki hizmetine başlayan yüce Başrahipleri’ni iman yoluyla izleyenler, O’nun antlaşma sandığını gördüler. Tapınak konusunu incelediklerinde, Kurtarıcı’nın hizmetinin değiştiğini ve bundan böyle Allah’ın sandığının önünde görevde bulunarak, kendi kanıyla günahkârların yararına şefaat ettiğini anladılar. BM18 465.1

Yeryüzündeki tapınakta bulunan sandıkta iki taş levha yer alıyordu, bunların üzerine Allah’ın yasasının temel ilkeleri yazılıydı. Sandık yalnızca yasa levhaları için bir kap işlevi görüyordu, ona değerini ve kutsallığını veren bu ilahî ilkelerin varlığıydı. Gökte Allah’ın tapınağı açıldığında, O’nun antlaşma sandığı görüldü. Gökteki tapınağın en kutsal yerinde, ilahî yasa - Allah’ın Sina dağında gök gürlemeleri arasında bizzat konuştuğu ve taş levhalar üzerine parmağıyla yazdığı yasakutsal olarak saklanmaktadır. BM18 465.2

Gökteki tapınakta bulunan Allah’ın yasası, taş tabletlere yazılan ve Musa tarafından Tevrat’a geçirilen ilkelerin yanılmaz bir kopyasını teşkil eden muazzam orijinaldir. Bu önemli noktanın anlayışına ulaşanlar, böylece ilahî yasanın kutsal ve değişmez niteliğini görmeye yönlendirildiler. Kurtarıcı’nın sözlerinin gücünü daha önce hiç görülmeyen bir şekilde gördüler: “Yer ve gök ortadan kalkmadan... Kutsal Yasa'dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacak” (Matta 5:18). Allah’ın yasası, O’nun isteğinin bir bildirisi ve O’nun karakterinin bir açıklaması olduğundan, “göklerde güvenilir bir tanık ola[rak]” 1 sonsuza kadar kalmalıdır. Tek bir emrin bile hükmü kaldırılmamış; en küçük bir harf ya da nokta bile değiştirilmemiştir. Mezmurcu şöyle diyor: “Ya RAB, sözün göklerde sonsuza dek duruyor.” “Bütün koşulları güvenilirdir. Sonsuza dek sürer” (Mezmur 119:89; 111:7, 8). BM18 466.1

On Emir’in kalbinde, ilk ilan edildiği günkü gibi, dördüncü emir bulunmaktadır: “Şabat Günü’nü kutsal sayarak anımsa. Altı gün çalışacak, bütün işlerini yapacaksın. Ama yedinci gün bana, Tanrın RAB’be Şabat Günü olarak adanmıştır. O gün sen, oğlun, kızın, erkek ve kadın kölen, hayvanların, aranızdaki yabancılar dahil, hiçbir iş yapmayacaksınız. Çünkü ben, RAB yeri göğü, denizi ve bütün canlıları altı günde yarattım, yedinci gün dinlendim. Bu yüzden Şabat Günü’nü kutsadım ve kutsal bir gün olarak belirledim” (Mısır’dan Çıkış 20:811). BM18 466.2

Allah’ın Ruhu, O’nun sözünün bu öğrencilerinin kalplerini etkiledi. Yaratıcı’nın dinlenme gününü göz ardı ederek bu ilkeyi bilgisizce çiğnedikleri kanaati kendilerinde yer etti. Allah’ın kutsamış olduğu gün yerine haftanın ilk gününü tutma nedenlerini araştırmaya başladılar. Kutsal Yazılar’da dördüncü emrin yürürlükten kaldırıldığına ya da Şabat gününün değiştirildiğine dair hiçbir kanıt bulamadılar; yedinci günü kutsayan bereket hiçbir zaman kaldırılmamıştı. Samimiyetle Allah’ın isteğini öğrenmeye ve yapmaya çalışıyorlardı; şimdi ise kendilerinin O’nun yasasını çiğneyenler olduklarını gördüklerinde, kalpleri kederle doldu ve Allah’a olan sadakatlerini O’nun Şabat gününü kutsal tutarak ortaya koydular. BM18 466.3

İmanlarını yıkmak için pek çok ve ciddi gayretler gösterildi. Dünyasal tapınak göksel olanın simgesi ya da örneği ise, yeryüzündeki sandıkta saklanan yasanın buna göre gökteki sandıkta bulunan yasanın birebir kopyası olduğunu göremeyen kimse yoktu; ayrıca göksel tapınakla ilgili gerçeğin kabulü, Allah’ın yasasının gereklerinin ve dördüncü emirdeki Şabat günü zorunluluğunun kabulünü gerektiriyordu. Kutsal Yazılar’ın Mesih’in göksel tapınaktaki hizmetini ortaya koyan uyumlu açıklamasına sert ve kararlı karşıtlığın sırrı burada yatıyordu. İnsanlar Allah’ın açtığı kapıyı kapatmak, kapattığı kapıyı ise açmak istediler. Ancak “açtığını kimsenin kapayamadığı, kapadığını kimsenin açamadığı kişi” şöyle bildirmişti: “İşte önüne kimsenin kapayamayacağı açık bir kapı koydum” (Vahiy 3:7, 8). Mesih en kutsal yerin kapısını, başka bir deyişle hizmetini açmıştı, gökteki tapınağın açık kapısından ışık yansıyordu ve orada kutsal olarak saklanan yasanın içinde dördüncü emrin de yer aldığı gösterilmişti; Allah’ın kurduğunu hiçbir insan yıkamazdı. BM18 467.1

Mesih’in aracılığına ve Allah’ın yasasının sürekliliğine ilişkin ışığı kabul edenler, bunların Vahiy 14. bölümde sunulan gerçeklerle bağlantılı olduğunu gördüler. Bu bölümdeki bildiriler, yeryüzünün sakinlerini Rabb’in gelişi için hazırlamaya yönelik üç aşamalı bir uyarıdan oluşmaktadır (Ek’e bakınız). “O’nun yargılama saati geldi” duyurusu, Mesih’in insanlığın kurtuluşu için yürüttüğü hizmetin tamamlanış işlemine işaret etmektedir. Kurtarıcı’nın arabuluculuğu sona ermeden ve halkını yanına almak üzere yeryüzüne dönmeden önce duyurulması gereken bir gerçeği müjdeler. 1844’te başlayan yargılama işi, hem yaşayanlar hem de ölüler olmak üzere herkesin durumuna karar verilene dek sürmelidir; dolayısıyla insanlığın deneme süresi sona erene kadar uzatılacaktır. İnsanların yargıda ayakta durmaya hazır olmaları için, mesaj onlara “Tanrı’dan korkun! O’nu yüceltin!” ve “göğü, yeri, denizi, su pınarlarını yaratana tapının!” 2 diye emretmektedir. Bu mesajları kabul etmenin sonucu, şu sözde verilmiştir: “Tanrı’nın buyruklarını yerine getiren[ler], İsa’ya imanlarını sürdüren[lerdir].” 3 Yargıya hazırlıklı olmak için, insanların Allah’ın yasasını tutmaları gereklidir. Bu yasa yargıda karakter standardı olacaktır. Elçi Pavlus şöyle bildiriyor: “Yasa’yı bilerek günah işleyenlerse Yasa’yla yargılanacaklar;... Tanrı’nın, insanları gizlice yaptıkları şeylerden ötürü İsa Mesih aracılığıyla yargılayacağı gün böyle olacaktır.” Ayrıca, “aklanacak olanlar Yasa’yı... yerine getirenlerdir” diyor (Romalılar 2:1216). Allah’ın yasasını tutmak için iman vazgeçilmezdir; zira “iman olmadan Tanrı’yı hoşnut etmek olanaksızdır.” Ve “İmana dayanmayan her şey günahtır” (İbraniler 11:6; Romalılar 14:23). BM18 467.2

İnsanlar ilk melek tarafından “Tanrı’dan korkun! O’nu yüceltin!” diye ve O’na göğün ve yerin yaratıcısı olarak ibadet etmeye çağrılmaktadır. Bunu gerçekleştirmek için, O’nun yasasına itaat etmeleri gereklidir. Bilge kişi şöyle diyor: “Tanrı’ya saygı göster, buyruklarını yerine getir, çünkü her insanın görevi budur” (Vaiz 12:13). Allah’ın emirlerine itaat edilmeden, hiçbir ibadet O’nu hoşnut etmez. “Tanrı’yı sevmek O’nun buyruklarını yerine getirmek demektir.” “Yasaya kulağını tıkayanın duası da iğrençtir” (1. Yuhanna 5:3; Süleyman’ın Özdeyişleri 28:9). BM18 468.1

Allah’a ibadet görevi, O’nun Yaratıcı olduğu ve diğer tüm varlıkların mevcudiyetlerini O’na borçlu oldukları gerçeğine dayanmaktadır. Kutsal Kitap’ta O’nun putperestlerin tüm ilahlarından daha çok saygıya ve ibadete layık olduğu düşüncesinin sunulduğu her yerde, O’nun yaratıcı gücünün kanıtları ortaya konulur. “Halkların bütün ilahları bir hiçtir, oysa gökleri yaratan RAB’dir” (Mezmur 96:5). ” ‘Beni kime benzeteceksiniz ki, eşitim olsun?’ diyor Kutsal Olan. Başınızı kaldırıp göklere bakın. Kim yarattı bütün bunları?” “Gökleri yaratan RAB, dünyayı yaratıp biçimlendiren, pekiştiren... şöyle diyor: ‘RAB benim, başkası yok’ ” (Yeşaya 40:25, 26; 45:18). Mezmurcu şöyle diyor: “Bilin ki RAB Tanrı’dır. Bizi yaratan O’dur, biz de O’nunuz.” “Gelin, tapınalım, eğilelim, bizi yaratan RAB’bin önünde diz çökelim” (Mezmur 100:3; 95:6). Gökte Allah’a ibadet eden kutsal varlıklar da, O’na gösterdikleri saygının nedenini şöyle ifade ediyorlar: “Rabbimiz ve Tanrımız! Yüceliği, saygıyı, gücü almaya layıksın. Çünkü her şeyi sen yarattın” (Vahiy 4:11). BM18 468.2

Vahiy 14. bölümde insanlar Yaratıcı’ya ibadet etmeye çağrılırlar; peygamberlik sözü de, üç aşamalı mesajın sonucu olarak Allah’ın emirlerini tutan bir grup insanı gözler önüne serer. Bu emirlerden biri doğrudan Allah’a Yaratıcı olarak işaret etmektedir. Dördüncü temel ilke şöyle beyan eder: “Yedinci gün bana, Tanrın RAB’be Şabat Günü olarak adanmıştır... Çünkü ben, RAB yeri göğü, denizi ve bütün canlıları altı günde yarattım, yedinci gün dinlendim. Bu yüzden Şabat Günü’nü kutsadım ve kutsal bir gün olarak belirledim” (Mısır’dan Çıkış 20:10, 11). Rab, ayrıca Şabat gününün “Benim Tanrınız RAB olduğumu anlaya[sınız]” diye “bir belirti” olduğunu bildiriyor (Hezekiel 20:20). Bunun nedeni olarak belirtilen ise: “Çünkü ben, RAB yeri göğü altı günde yarattım, yedinci gün işe son verip dinlendim” (Mısır’dan Çıkış 31:17). BM18 469.1

“Şabat gününün yaratılışın anısı olarak önemi, Allah’ın ibadete layık oluşunun gerçek nedenini her zaman göz önünde bulundurmasıdır” - zira O Yaratıcı’dır ve biz O’nun yaratıklarıyız. “Bu nedenle Şabat günü ilahî ibadetin temelinde yer alır, çünkü onun harika gerçeğini en etkili biçimde öğretir, bunu başka hiçbir kurum yapmamaktadır. İlahî ibadetin, yalnızca yedinci günde yapılanın değil, tüm ibadetin gerçek temeli, Yaratıcı ile O’nun yaratıkları arasındaki ayrımda bulunmaktadır. Bu büyük gerçek hiçbir zaman geçersiz hale gelmez ve hiçbir zaman unutulmamalıdır.”—J. N. Andrews, History of the Sabbath [Şabat Gününün Tarihçesi] , 27. bölüm. Allah bu gerçeği her zaman insanların zihinlerinin önünde tutmak için Aden bahçesinde Şabat gününü tesis etti; O’nun Yaratıcımız olduğu gerçeği O’na ibadet etmemizin nedeni olduğu sürece, Şabat günü bunun işareti ve anısı olarak devam edecektir. Şabat günü herkes tarafından tutulmuş olsaydı, insanların düşünceleri ve sevgisi, saygı gösterilerek ibadet edilmesi gereken varlık olarak Yaratıcı’ya yönlendirilecekti ve putperest, tanrıtanımaz veya imansız bir insan hiçbir zaman olmayacaktı. Şabat gününün tutulması, gerçek Allah’a, “göğü, yeri, denizi, su pınarlarını yaratana” sadakatin bir işaretidir. İnsanlara Allah’a ibadet etmeyi ve O’nun emirlerini tutmayı emreden mesajın, özellikle dördüncü emri tutmayı hatırlatacağı anlaşılır. BM18 469.2

Üçüncü melek, Allah’ın emirlerini tutan ve İsa’ya imanlarını sürdürenlerin aksine, yanılgılarına karşı ciddi ve korkunç bir uyarı verilen bir diğer gruba işaret eder: “Bir kimse canavara ve heykeline taparsa, alnına ya da eline canavarın işaretini koydurursa... Tanrı öfkesinin şarabından içecektir” (Vahiy 14:9, 10). Bu mesajı anlamak için kullanılan simgelerin doğru yorumlanması gereklidir. Canavarla, heykelle, işaretiyle ne simgelenmektedir? BM18 470.1

Bu simgelerin bulunduğu peygamberlik sözleri dizisi, Vahiy 12. bölümde, Mesih’i doğduğunda yok etmeye çalışan ejderha ile başlıyor. Ejderhanın Şeytan olduğu belirtiliyor (Vahiy 12:9); Kurtarıcı’yı öldürmesi için Hirodes’i harekete geçiren oydu. Fakat Şeytan’ın Hristiyanlık Dönemi’nin ilk yüzyıllarında Mesih’e ve halkına karşı savaşmak için kullandığı başlıca araç, egemen dinin putperestlik olduğu Roma İmparatorluğu’ydu. Bu nedenle ejderha öncelikle Şeytan’ı simgelerken, ikincil bir anlamda putperest Roma’nın bir simgesidir. BM18 470.2

13. bölümde (110 ayetleri) ejderhanın “kendi gücü ve tahtıyla birlikte büyük yetki verdi[ği],” “parsa ben[zeyen]” başka bir canavar resmedilmektedir. Bu simge, pek çok Protestan’ın inandığı gibi, bir zamanlar eski Roma imparatorluğunun sahibi olduğu güce, tahta ve yetkiye kavuşan papalığı simgelemektedir. Parsa benzeyen canavar hakkında şöyle deniliyor: “kendisine, büyük şeyler ve küfürler söyleyen bir ağız verildi; ... Ve Allah’a karşı küfretmek, O’nun adına ve O’nun çadırına ve gökte oturanlara küfretmek için ağzını açtı. Ve kutsallarla savaşmak ve onları yenmek için ona izin verildi; ve kendisine, her kabile ve dil ve ulus üzerine yetki verildi.” 4 Daniel 7. bölümdeki küçük boynuzun tanımıyla hemen hemen aynı olan bu peygamberlik sözü, tartışmasız olarak papalığa işaret etmektedir. BM18 471.1

“Kırk iki ay süreyle kullanabileceği bir yetki verildi.” 5 Peygamber ayrıca şöyle diyor: “Başlarından biri ölümcül bir yara almışa benziyordu.” 6 Ve yine: “Eğer bir kimse esirliğe götürüyorsa, esirliğe gider; eğer bir kimse kılıçla öldürürse, onun kılıçla öldürülmesi gerektir.” 7 Kırk iki ay, Daniel 7. bölümde geçen ‘bir vakit, vakitler ve yarım vakit,’ 8 yani üç buçuk yıl, ya da 1260 günle aynıdır - papalık gücünün Allah’ın halkına zulmedeceği süreyi belirtir. Bu dönem, önceki bölümlerde belirtildiği gibi, M.S. 538 yılında papalığın üstünlük kazanmasıyla başladı ve 1798 yılında sona erdi. O zaman papa Fransız ordusu tarafından esir alınmış, papalık gücü ölümcül yarayı almış ve “Eğer bir kimse esirliğe götürüyorsa, esirliğe gider” öngörüsü yerine gelmiştir. BM18 471.2

Bu noktada başka bir simge sunuluyor. Peygamber şöyle diyor: “Bundan sonra başka bir canavar gördüm. Yerden çıkan bu canavarın kuzu gibi iki boynuzu vardı” (11. ayet). Bu canavarın hem görünümü hem de yükseliş şekli, temsil ettiği ulusun önceki simgelerle resmedilen uluslara hiç benzemediğini ortaya koymaktadır. Dünyaya hükmeden büyük krallıklar, Daniel peygambere yırtıcı hayvanlar olarak, “göğün dört rüzgarının büyük denize saldırdığı” zaman yükselirken gösterilmişlerdir (Daniel 7:2). Vahiy 17. bölümde bir melek suların “halkla[rı], toplumla[rı], ulusla[rı] ve dille[ri]” simgelediğini açıklamıştı (Vahiy 17:15). Rüzgârlar çekişme simgesidir. Büyük denize saldıran göğün dört rüzgârı, krallıkların güç kazandıkları fetihlerin ve devrimlerin korkunç sahnelerini simgeler. BM18 471.3

Fakat kuzu gibi boynuzları olan canavar ‘yerden çıkarken’ görülmüştür. Bu şekilde temsil edilen ulus, kendisini tesis etmek için diğer güçleri ortadan kaldırmak yerine, daha önce yerleşilmemiş bir bölgede yükselmeli ve kademeli olarak ve barış içinde büyümelidir. Öyleyse, Eski Dünya’nın kalabalık ve çekişmeli uluslarının arasında - o kargaşalı “halklar, toplumlar, uluslar ve diller” denizinde yükselemezdi. Batı Kıtasında aranmalıdır. BM18 472.1

1798 yılında Yeni Dünyada hangi ulus güç kazanıyor, kudret ve büyüklük vaat ediyor ve dünyanın ilgisini çekiyordu? Simgenin uygulanışı hiçbir şüpheye mahal vermez. Bu peygamberlik sözünün şartlarını karşılayan yalnızca bir ulus vardır; şaşmaz bir şeklide Amerika Birleşik Devletleri’ne işaret etmektedir. Kutsal Yazı yazarının düşünceleri ve neredeyse kelimesi kelimesine sözleri, bu ulusun yükselişini ve gelişimini tanımlayan hatip ve tarihçi tarafından farkında olmadan defalarca kullanılmıştır. Canavar ‘yerden çıkarken’ görülmüştü; çevirmenlere göre, burada “çıkmak” olarak yorumlanan sözcük, sözlük anlamı olarak “bitki gibi büyümeyi veya yerden bitmeyi” ifade eder. Ayrıca, gördüğümüz gibi, ulus daha önce yerleşilmemiş bir bölgede yükselmelidir. Amerika Birleşik Devletleri’nin yükselişini tasvir eden ünlü bir yazar, “onun ıssızlıktan gelişinin gizemi” nden söz ederek, şunları söylüyor: “Sessiz bir tohum gibi büyüyerek imparatorluğa dönüştük. ”—G. A. Townsend, The New World Compared With the Old [Yeni Dünya'nın Eski Dünya'yla Karşılaştırılması] , s. 462. 1850 yılında Avrupa’da yayınlanan bir dergi, Birleşik Devletler’den “ortaya çıkan” ve “yeryüzünün sessizliğinin ortasında günden güne gücüne güç, gururuna gurur katan” harika bir imparatorluk olarak söz etmişti.— The Dublin Nation [Dublin Ulusu] . Edward Everett, bu ulusun göçmen kurucularıyla ilgili bir konuşmasında şunları söyledi: “Gizliliğinden ötürü zararsız ve uzaklığından ötürü güvenli, Leyden’deki küçük kilisenin vicdan özgürlüğünün tadını çıkarabileceği gözlerden uzak bir yer mi aradılar? İşte, barışçıl bir fetihle, ... haçın sancaklarını getirdikleri kudretli bölgeler! “—Plymouth, Massachusetts’te yapılan konuşma, 22 Aralık 1824, s. 11. BM18 472.2

“Kuzu gibi iki boynuzu vardı.” Kuzu gibi boynuzlar gençliği, masumiyeti ve nezaketi belirtir ve peygambere 1798 yılında ortaya ‘çıkacağı’ gösterilen Amerika Birleşik Devletleri’nin karakterini uygun biçimde temsil eder. Krallık zulmünden ve rahiplerin hoşgörüsüzlüğünden Amerika’ya kaçarak sığınak arayan ilk Hristiyan sürgünler arasında, insan hakları ve dinsel özgürlüğün geniş temeline dayalı bir yönetim kurmaya kararlı pek çok kişi vardı. Görüşleri, “tüm insanların eşit yaratıldı[ğına]” ve “yaşam, özgürlük ve mutluluğa erişmek” için vazgeçilemez haklara sahip olduklarına dair muazzam gerçeği ortaya koyan Bağımsızlık Bildirgesi’nde yer buldu. Anayasa ise insanlara kendi kendilerini yönetme hakkı güvencesini vererek, en çok oy alan temsilcilerin yasaları çıkarmalarını ve yürütmelerini sağlar. Dinsel inanç özgürlüğü de tanınmıştır, herkes Allah’a kendi vicdanının emrettiği şekilde ibadet etme hakkına sahiptir. Cumhuriyetçilik ve Protestanlık ulusun temel ilkeleri oldu. Gücünün ve zenginliğinin sırrı bu ilkelerdir. Tüm Hristiyan aleminde zulüm gören ve ezilenler, ilgi ve umutla bu ülkeye gelmişlerdir. Milyonlarca kişi bu kıyılara ulaşmaya çalışmış, böylece Amerika Birleşik Devletleri yükselerek yeryüzünün en güçlü ulusları arasındaki yerini almıştır. BM18 473.1

Fakat kuzu gibi boynuzları olan canavar “ejderha gibi ses çıkarıyordu. İlk canavarın bütün yetkisini onun adına kullanıyor, yeryüzünü ve orada yaşayanları ölümcül yarası iyileşen ilk canavara tapmaya zorluyordu... yeryüzünde yaşayanları saptırdı. Onlara kılıçla yaralanan, ama sağ kalan canavarın onuruna bir heykel yapmalarını buyurdu” (Vahiy 13:1114). BM18 474.1

Simgenin kuzu gibi boynuzları ile ejderha sesi, ulusun bu şekilde temsil edilen söylemleri ile uygulamaları arasındaki çarpıcı farka işaret etmektedir. Ulusun “konuşması,” yasama ve yargı otoritelerinin eylemleridir. Bu eylemler ile, kendi politikasının temeli olarak ileri sürdüğü özgürlükçü ve barışçı ilkeleri yalanlayacaktır. “Ejderha gibi” konuşacak ve “ilk canavarın bütün yetkisini” kullanacak olması, ejderha ve parsa benzeyen canavarla simgelenen ulusların sergilediği hoşgörüsüzlük ve zulüm ruhunun gelişimini açık bir şekilde öngörmektedir. İki boynuzlu canavarın “yeryüzünü ve orada yaşayanları ölümcül yarası iyileşen ilk canavara tapmaya zor[ladığı]” ifadesi de, bu ulusun yetkisinin, papalığa bağlılık göstergesi anlamına gelecek olan bir eylem zorunlu hale getirilerek kullanılacağını belirtmektedir. BM18 474.2

Böyle bir eylem bu yönetimin ilkelerine, bağımsız kurumlarının dehasına, Bağımsızlık Bildirgesi’nin doğrudan ve ciddi beyanlarına ve Anayasa’ya taban tabana zıt olacaktır. Ulusun kurucuları, kilisenin dünyasal gücü kullanmasına karşı akıllıca önlem almaya çalıştılar, zira bu kaçınılmaz bir sonuç getirecekti - hoşgörüsüzlük ve zulüm. Anayasaya göre, “Kongre, herhangi bir dinin tesis edilmesiyle ilgili, ya da onun özgürce uygulanmasını yasaklayan bir kanun çıkaramaz,” ve “Amerika Birleşik Devletleri’nde herhangi bir kamu kuruluşunda görev almak için yeterlilik göstergesi olarak hiçbir din ikrarı istenmeyecektir.” Herhangi bir dinsel uygulamanın mülki idare tarafından zorunlu hale getirilmesi, ancak ulusun özgürlüğünün bu güvenceleri açık bir şekilde ihlal edilirse gerçekleşebilir. Fakat böyle bir eylemin tutarsızlığı, simgede temsil edilenden daha büyük değildir. Ejderha gibi konuşan görünürde pak, nazik ve zararsız olankuzu gibi boynuzlara sahip canavardır. BM18 474.3

Onlara [Yeryüzünde yaşayanlara]... canavarın onuruna bir heykel yapmalarını buyurdu.” Burada, yasama erkinin halkta olduğu bir yönetim biçimi açıkça resmedilerek, peygamberlik sözünde belirtilen ulusun Amerika Birleşik Devletleri olduğuna dair çarpıcı bir kanıt sunulmaktadır. BM18 475.1

Peki “canavarın onuruna... heykel” nedir ve nasıl meydana getirilecektir? Heykel iki boynuzlu canavar tarafından yapılmaktadır ve canavarın onuruna bir surettir. Ayrıca canavarın heykeli (sureti) de denilmektedir. Öyleyse, heykelin (suretin) niteliğini ve nasıl meydana getirildiğini anlamak için, canavarın kendisinin yani papalığınniteliklerini incelemeliyiz. BM18 475.2

İlk kilise müjdenin sadeliğinden uzaklaşarak ve putperestlerin tören ve geleneklerini kabul ederek yozlaştığında, Allah’ın Ruhu’nu ve kudretini kaybetmişti; bu nedenle insanların vicdanlarını denetim altına alabilmek için dünyasal gücün desteğine ihtiyaç duydu. Sonuç olarak, devletin gücünü denetim altında tutan ve onu kendi amaçlarına ulaşmak, özellikle de “sapkınlığı” cezalandırmak için kullanan bir kilise, yani papalık ortaya çıktı. Birleşik Devletler’in canavarın heykelini (suretini) yapabilmesi için, dinsel gücün, devlet yetkisinin kilise tarafından kendi hedeflerini gerçekleştirmek amacıyla da kullanılabileceği ölçüde sivil yönetimi denetim altına alması gereklidir. BM18 475.3

Kilise ne zaman dünyasal güç kazansa, bunu kendi öğretilerine aykırılığı cezalandırmak için kullanmıştır. Dünyasal güçlerle ittifak kurarak Roma’nın izinden giden Protestan kiliseleri de, vicdan özgürlüğünü kısıtlamak için benzer bir istek sergilemişlerdir. Bunun bir örneği, İngiliz Kilisesi’nin muhaliflere karşı uzun süreli zulmünde ortaya konulmuştur. On altıncı ve on yedinci yüzyıllarda, binlerce aykırı din görevlisi kiliselerinden kaçmaya zorlandı ve hem pastörlerden hem halktan olmak üzere pek çoğu para cezasına çarptırıldı, hapsedildi, işkence gördü ve şehit edildi. BM18 475.4

İlk kiliseyi sivil yönetimden destek aramaya iten şey sapkınlıktı, bu da papalığın, yani canavarın gelişimine zemin hazırlamıştı. Pavlus şöyle dedi: “İmandan dönüş” olacak ve “o yasa tanımaz adam ortaya çık[acak]” (2. Selanikliler 2:3). Böylece, kilisedeki sapkınlık canavarın heykeline giden yolu hazırlayacaktır. BM18 476.1

Kutsal Kitap, Rabb’in dönüşünden önce ilk yüzyıllardakine benzer bir dinsel çöküş durumu olacağını bildiriyor. “Son günlerde çetin anlar olacaktır. İnsanlar kendilerini seven, para düşkünü, övüngen, kibirli, küfürbaz, anne baba sözü dinlemez, nankör, kutsallıktan ve sevgiden yoksun, uzlaşmaz, iftiracı, özünü denetleyemeyen, azgın, iyilik düşmanı olacaklar. Hain, aceleci, kendini beğenmiş, Tanrıdan çok eğlenceyi seven, Tanrı yolundaymış gibi görünüp bu yolun gücünü inkâr edenler olacaklar” (2. Timoteos 3:15). “Ruh açıkça diyor ki, son zamanlarda bazıları... aldatıcı ruhlara ve cinlerin öğretilerine kulak vererek imandan dönecek” (1. Timoteos 4:1). Şeytan “her çeşit sahte kudrette ve belirtilerde ve harikalarda; ve... haksızlığın her türlü hilesiyle” etkinlik gösterecek. Ve tüm “gerçeği sevmeye ve böylece kurtulmaya yanaşma[yanların],” “yalana kanmaları için... yanıltıcı bir gü[cü]” kabul etmelerine izin verilecek (2. Selanikliler 2:9 [Kİ], 1011 [KK]). Bu dinsizlik durumuna ulaşıldığında, ilk yüzyıllardakiyle aynı sonuçlar meydana gelecektir. BM18 476.2

Protestan kiliselerindeki büyük inanç farklılıkları, pek çok kişi tarafından, zorlama bir tekbiçimliliğin hiçbir zaman gerçekleştirilemeyeceğine dair kesin kanıt olarak görülmektedir. Ancak Protestan inancına sahip kiliselerde yıllardır öğretilerin ortak noktalarına dayalı bir birliğe karşı güçlü ve büyüyen bir duyarlılık görülmektedir. Böyle bir birliği sağlayabilmek için, herkesin aynı düşüncede olmadığı konuların tartışılmasından Kutsal Kitap açısından ne kadar önemli olsalar damutlaka vazgeçilmesi gerekecektir. BM18 476.3

Charles Beecher, 1846 yılında bir vaazda “müjdeci Protestan mezheplerinin” hizmetinin “yalnızca insanî korkuya dayalı muazzam bir baskı altında kurulmakla kalmayıp, kökten yozlaşmış bir durumda yaşayıp, hareket edip, nefes al[dıklarını] ve her saat gerçeği örtbas etmek için kendi doğalarındaki her aşağılık unsura başvurarak, sapkınlığın gücü önünde diz çök[tüklerini]” bildirmişti. “İşler Roma’da da böyle yürümemiş miydi? Biz de onun hayatını tekrar yaşamıyor muyuz? Ve hemen önümüzde ne görüyoruz? Başka bir genel konsey! Bir dünya kongresi! Müjdeci ittifak ve evrensel iman açıklaması!”—“The Bible a Sufficient Creed [Yeterli İman Açıklaması: Kutsal Kitap]” konulu vaaz, Fort Wayne, Indiana, 22 Şubat 1846. Bu elde edildiği zaman, tam bir tekbiçimlilik için şiddete başvurmaya yalnızca bir adım kalacak. BM18 477.1

Birleşik Devletler’in önde gelen kiliseleri, ortak olarak tuttukları öğretiler üzerinde birleşerek, devleti kendi iman açıklamalarını zorunlu hale getirmesi ve kendi kurumlarını desteklemesi için etki altına aldıktan sonra, Protestan Amerika Roma hiyerarşisinin bir benzerini meydana getirmiş olacak, bu da kaçınılmaz olarak muhaliflerin cezalandırılmasına yol açacaktır. BM18 477.2

İki boynuzlu canavar “küçük büyük, zengin yoksul, özgür köle, herkesin sağ eline ya da alnına bir işaret vurduruyordu [emrediyordu]. Öyle ki, bu işareti, yani canavarın adını ya da adını simgeleyen sayıyı taşımayan ne bir şey satın alabilsin, ne de satabilsin” (Vahiy 13:16, 17). Üçüncü meleğin uyarısı şudur: “Bir kimse canavara ve heykeline taparsa, alnına ya da eline canavarın işaretini koydurursa... Tanrı öfkesinin şarabından içecektir.” Bu mesajda belirtilen, iki boynuzlu canavar tarafından kendisine ibadet edilmesi zorunlu hale getirilen “canavar,” Vahiy 13. bölümdeki ilk, parsa benzer canavardır, yani papalık. “Canavarın onuruna [yapılan] heykel,” Protestan kiliselerinin dogmalarını kabul ettirmek için dünyasal gücün desteğini aradıkları zaman gelişecek olan sapkın Protestanlık biçimini temsil etmektedir. “Canavarın işareti” halen tanımlanmamıştır. BM18 477.3

Peygamberlik sözü, canavara ve onun heykeline ibadete karşı uyardıktan sonra, şöyle bildirir: “Bu da, Tanrı’nın buyruklarını yerine getiren, İsa’ya imanlarını sürdüren kutsalların sabrını gerektirir.” 11 Tanrı’nın buyruklarını yerine getirenler bu şekilde canavara ve onun heykeline ibadet edenlere karşıt olarak sunulduğuna göre, bir yanda Tanrı’nın buyruklarını yerine getirmenin, diğer yanda ise bunları ihlal etmenin, Allah’a ibadet edenler ile canavara ibadet edenler arasındaki ayrımı meydana getireceği anlaşılır. BM18 478.1

Canavarın ve dolayısıyla suretinin özel niteliği Allah’ın emirlerini çiğnemesidir. Daniel, küçük boynuz, yani papalık hakkında şunları söylüyor: “Belirlenen zamanları, yasaları değiştirmeyi amaçlayacak” (Daniel 7:25). Pavlus ise aynı gücü, kendisini Allah’ın üzerine yükseltecek olan “yasa tanımaz adam” 12 olarak adlandırıyor. Bir peygamberlik sözü diğerini tamamlıyor. Papalık ancak Allah’ın yasasını değiştirerek kendisini Allah’ın üzerine yükseltebilirdi; bu şekilde değiştirilmiş olan yasayı bilerek tutan herkes, değişimi meydana getiren güce en yüksek şerefi veriyor olacaktır. Papalığın yasalarına bu şekilde itaat etmek, Allah’ın yerine papaya bağlılığın bir işareti olacaktı. BM18 478.2

Papalık, Allah’ın yasasını değiştirmeye çalıştı. Tasvirlere tapınmayı yasaklayan ikinci emir yasadan çıkarılarak, dördüncü emir Şabat günü olarak yedinci gün yerine birinci günün tutulmasına yetki verecek şekilde değiştirildi. Fakat papalık yanlıları ikinci emrin çıkartılmasının nedeni olarak, zaten birinciye dahil olduğu için gereksiz olduğunu ve yasayı tam olarak Allah’ın anlaşılmasını istediği şekilde verdiklerini iddia ediyorlar. Peygamber tarafından öngörülen değişiklik bu olamaz. Kasıtlı ve istemli bir değişiklikten bahsediliyor: “Belirlenen zamanları, yasaları değiştirmeyi amaçlayacak.” Dördüncü emirdeki değişiklik peygamberlik sözünü tam olarak yerine getiriyor. Zira bunun için ileri sürülen tek yetki kilisenin yetkisidir. Burada, papalık gücü açıkça kendisini Allah’ın üzerine çıkarmaktadır. BM18 478.3

Allah’a ibadet edenler özellikle dördüncü emre gösterdikleri saygıyla ayırt edilirken zira bu O’nun yaratıcı gücünün işareti ve insandan saygı ve bağlılık isteğinin tanığıdırcanavara ibadet edenler ise, Roma’nın kurumunu yüceltmek için Yaratıcı’nın anıtını yıkma çabalarıyla anlaşılacaklardır. Papalık küstah iddialarını ilk olarak pazar günü adına ortaya atmış (Ek’e bakınız); devletin gücüne de ilk olarak pazarın “Rabb’in günü” olarak tutulmasını zorunlu hale getirmek için başvurmuştur. Fakat Kutsal Kitap, Rabb’in günü olarak birinci güne değil, yedinci güne işaret etmektedir: Mesih şöyle dedi: “İnsanoğlu Şabat Günü’nün de Rabbi’dir.” Dördüncü emir şöyle beyan eder: “Yedinci gün bana, Tanrın RAB’be Şabat Günü olarak adanmıştır.” Ve Rab, Yeşaya peygamber aracılığıyla ona şöyle işaret eder: “Kutsal günüm” (Markos 2:28; Yeşaya 58:13). BM18 479.1

Sıklıkla ileri sürülen “Mesih’in Şabat gününü değiştirdiği” iddiası, O’nun kendi sözleriyle çürütülmektedir. O, Dağdaki Vaaz’ında şöyle demişti: “Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. Size doğrusunu söyleyeyim, yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasadan ufacık bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacak. Bu nedenle, bu buyrukların en küçüğünden birini kim çiğner ve başkalarına öyle öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde büyük sayılacak” (Matta 5:1719). BM18 479.2

Kutsal Yazılar’ın Şabat gününün değiştirilmesi için hiçbir yetki vermediği, Protestanlar tarafından çoğunlukla kabul edilen bir gerçektir. American Tract Society [Amerikan Broşür Derneği] 13 ve American Sunday School Union [Amerikan Pazar Okulları Birliği] tarafından yayınlanan yayınlarda bu açıkça ifade edilir. Bu eserlerden birinde, “Yeni Ahit’in Şabat [burada kastedilen, haftanın ilk günü olan pazardır] hakkında açık bir emir ya da tutulmasıyla ilgili kesin kurallar konusunda tam bir suskunluk içinde olduğu” kabul edilir.—George Elliott, The Abiding Sabbath [Değişmez Şabat], s. 184. BM18 479.3

Başka biri şöyle diyor: “Mesih’in öldüğü zamana dek, bu günde hiçbir değişiklik yapılmamıştı;” ve “kayıtların gösterdiği kadarıyla, onlar [elçiler] yedinci gün Şabatı’nın terk edilerek, bunun yerine haftanın ilk gününün tutulmasını buyuran açık bir emir vermediler.”—A. E. Waffle, The Lord’s Day [Rabb’in Günü] , s. 186188. BM18 480.1

Roma Katolikleri Şabat günündeki değişikliğin kendi kiliseleri tarafından yapıldığını kabul ederler ve Protestanların pazar gününü tutarak onun yetkisini tanımış olduklarını bildirirler. Hristiyan Dinin Katolik Öğretisi 14 adlı kitapta, dördüncü emre itaat etmek için tutulması gereken günle ilgili bir soruya yanıt verilirken, şu açıklama yapılmıştır: “Eski yasa boyunca kutsanmış olan gün cumartesiydi; fakat Isa Mesih’in talimatını alan ve Allah’ın Ruhu tarafından yönlendirilen kilise, cumartesiyi pazarla değiştirdi; dolayısıyla artık biz yedinci günü değil, birinci günü kutsuyoruz. Pazar gününün anlamı, ve bundan böyle kendisi, Rabb’in günüdür.” BM18 480.2

Katolik Kilisesi’nin yetkisinin işareti olarak, papalık yanlısı yazarlar, “Protestanların da izin verdiği, Şabat gününün Pazar’la değiştirilmesi eylemini” gösteriyorlar; “zira onlar pazar gününü tutarak, kilisenin bayramlar tesis edebileceğini ve onları tutmayanların ise günah içinde olduğunu kabul ediyorlar.”—Henry Tuberville, An Abridgment of the Christian Doctrine [Hristiyan Öğretisinin Özeti], s. 58. Öyleyse Şabat gününün değiştirilmesi, Roma Kilisesi’nin yetkisinin işareti, ya da nişanından - “canavarın işareti”nden başka nedir? BM18 480.3

Roma Kilisesi üstünlük iddiasından vazgeçmemiştir; dünya ve Protestan kiliseleri, Kutsal Kitap’ın Şabatı’nı reddederken onun yarattığı şabatı kabul ettiklerinde, bu iddiayı kabullenmiş oluyorlar. Değişiklik için geleneğin ve Kilise Babaları’nın yetkisini ileri sürebilirler, fakat bunu yaparken de kendilerini Roma’dan ayıran ilkeyi “Protestanların dininin Kutsal Kitap ve yalnızca Kutsal Kitap oluşunu”göz ardı etmiş olurlar. Papalık yanlısı birisi, onların kendilerini kandırdıklarını, söz konusu olaydaki gerçeklere bilerek gözlerini kapadıklarını görebilmektedir. Pazar gününü zorunlu hale getirme hareketi rağbet görürken, o sevinir ve bunun eninde sonunda tüm Protestanları Roma bayrağı altına toplayacağından emin olur. BM18 481.1

Roma yanlıları şöyle bildirmektedir: “Protestanların pazar gününü tutmaları, kendilerine rağmen, [Katolik] Kilisenin yetkisine gösterdikleri bağlılığın ifadesidir.”—Monsenyör Segur, Plain Talk About the Protestantism of Today [Günümüz Protestanlığına İlişkin Açık Konuşma] , s. 213. Protestan kiliselerinin pazar gününün tutulmasını uygulamaları, papalığa, yani canavara ibadetin uygulanmasıdır. Dördüncü emrin gereklerini anladıkları halde gerçek Şabat yerine sahtesini tutmayı tercih edenler, böylece bunu tek başına emreden güce bağlılıklarını bildirmiş oluyorlar. Ancak kiliseler, dinsel bir görevi dünyasal gücü kullanarak uygulatarak, canavarın heykelini kendileri yapıyor olacaklardır; böylece Birleşik Devletlerde pazar gününün tutulmasının zorunlu kılınması da canavara ve onun heykeline ibadet etmenin zorunlu olması anlamına gelecektir. BM18 481.2

Fakat geçmiş nesillerdeki Hristiyanlar, Kutsal Kitap Şabatı’nı tuttuklarını sanarak pazar gününü tuttular; günümüzde de her kilisede, Roma Katolik Kilisesi’nde bile, pazar gününün ilahî kaynaklı Şabat günü olduğuna samimiyetle inanan gerçek Hristiyanlar vardır. Allah onların halis niyetlerini ve O’nun önündeki dürüstlüklerini kabul etmektedir. Ancak pazar BM18 481.3

gününün tutulması yasayla yürürlüğe konulunca ve dünya gerçek Şabat’ın zorunluluğu konusunda aydınlatılınca, yalnızca Roma’nın yetkisine dayanan bir kurala uymak için Allah’ın emrini çiğneyen herkes, bu şekilde papalığı Allah’ın üzerinde şereflendirmiş olacaktır. Roma’ya ve Roma tarafından tesis edilen kurumu uygulayan güce bağlılığını bildirmektedirler. Canavara ve onun heykeline tapmaktadırlar. İnsanlar, Allah’ın kendi yetkisinin işareti olarak ilan ettiği kurumu reddederek, onun yerine Roma’nın kendi üstünlüğünün işareti olarak seçtiği kurumu şereflendirdiklerinde, bu şekilde Roma’ya bağlılık simgesini, “canavarın işareti”ni kabul etmiş olacaklardır. Bu konu açık bir şekilde halkın önüne getirildiğinde ve Allah’ın emirleriyle insanların emirleri arasında bir seçim yapmaları istendiğinde, yasayı çiğnemeye devam edenler ancak o zaman “canavarın işareti”ni alacaklardır. BM18 482.1

Ölümlülere yönelik gelmiş geçmiş en korkunç tehdit, üçüncü meleğin mesajında yer almaktadır. Allah’ın gazabını merhametten eser olmadan gerektirecek olan şey, korkunç bir günah olmalıdır. İnsanlar bu önemli konuda karanlıkta kalmamalıdır; bu günaha karşı uyarı, Allah’ın yargısı gelmeden önce dünyaya verilmeli, böylece herkes neden yargıya uğrayacağını bilerek, bundan kurtulma fırsatına sahip olmalıdır. Peygamberlik sözünde, birinci meleğin bu duyuruyu “her ulusa, her oymağa, her dile, her halka” yapacağı bildirilmektedir. Aynı üç aşamalı mesajın bir bölümünü meydana getiren üçüncü meleğin uyarısı da en az bu kadar yaygın olacaktır. Peygamberlik sözünde, göğün ortasında uçmakta olan bir melek tarafından yüksek sesle ilan edildiği; ve dünyanın dikkatini çekeceği resmedilmektedir. BM18 482.2

Mücadelede tüm Hristiyanlık alemi iki büyük sınıfa ayrılacaktır - Allah’ın emirlerini tutan ve Isa’ya imanlarını sürdürenler, ve canavar ile heykeline taparak, işaretini alanlar. Kilise ve devlet güçlerini birleştirerek “küçük büyük, zengin yoksul, özgür köle, herkesi” (Vahiy 13:16) “canavarın işareti”ni almaya zorlasa da, Allah’ın halkı bunu almayacaktır. Patmos’taki peygamber, “canavara, heykeline ve adını simgeleyen sayıya karşı zafer kazananlar, ellerinde Tanrı’nın verdiği lirlerle cam denizin üzerinde durmuş,” Musa’nın ve Kuzu’nun ezgisini söyleyenleri görmüştür (Vahiy 15:2, 3). BM18 482.3