Büyük Mücadele

16/45

13.—HOLLANDA VE İSKANDİNAVYA

Hollanda’da papalığın zorbalığına karşı kararlı direniş çok önceleri başlamıştı. Luther’den yedi yüz yıl önce, bir görev icabı Roma’ya gönderilen iki piskopos, “kutsal taht”ın gerçek karakterini öğrenerek Roma başpiskoposunu korkusuzca suçlamışlardı: Allah, “kraliçesi ve gelini olan kiliseyi, solmayan ve bozulmayan bir çeyiz ile, ailesi için sonsuza dek kalıcı bir tedarik haline getirmiş, ona ebedî bir taç ve asa vermiştir; ... tüm bu ayrıcalıkları siz bir hırsız gibi alıkoyuyorsunuz. Kendinizi Allah’ın tapınağına yerleştiriyor; koyunlara çobanlık etmek yerine kurt oluyorsunuz; ... bizi kendinizin en yüksek piskopos olduğunuza inandırmaya çalışıyor, fakat bunun yerine zorba gibi davranıyorsunuz... Kendi kendinizi adlandırdığınız gibi, hizmetkârların hizmetkârı olacağınız yerde, efendilerin efendisi olmaya çalışıyorsunuz... Allah’ın emirlerinden nefret uyandırıyorsunuz... Kutsal Ruh, yeryüzünün son noktasına kadar tüm kiliselerin kurucusudur... Yurttaşları olduğumuz Allahımız’ın kenti göğün tüm bölgelerine kadar uzanmaktadır; kutsal peygamberlerin Babil adını verdiği kentten daha büyüktür, bu kent ilahî olma iddiasında, kendini cennete sokmaya çalışmakta ve kendi bilgeliğinin ölümsüz oluşuyla övünmektedir; son olarak ve nedensiz yere, hiçbir zaman hata yapmadığını ve yapamayacağını iddia etmektedir.”—Gerard Brandt, History of the Reformation in and About the Low Countries [Felemenk ve Çevresinde Reform Tarihi] , 1. kitap, s. 6. BM18 253.1

Her yüzyılda bu protestoyu tekrarlayan diğer kişiler çıktı. Çeşitli ülkeleri gezen ve farklı adlarla bilinen bu eski öğretmenler Valdens müjdecilerin karakterine sahiptiler ve müjde bilgisini dört bir yanda duyurarak Hollanda’ya nüfuz ettiler. Öğretileri hızla yayıldı. Valdens Kutsal Kitapı’nı Hollanda diline tercüme ettiler. “İçinde şakaların, masalların, ıvır zıvırın, aldatmacaların değil, gerçeğin sözlerinin bulunduğunu; gerçekten çeşitli yerlerinde kabul etmesi zor öğretiler olduğunu, fakat iyi ve kutsal olanın özünün ve tatlılığının içinde kolaylıkla bulunabileceğini” ilan ettiler.—a.g.e., 1. kitap, s. 14. Kadim imanın dostları, on ikinci yüzyılda böyle yazdılar. BM18 254.1

Roma zulümleri başlamıştı; fakat kazıklar ve işkenceler arasında imanlılar çoğalmaya devam etti, Kutsal Kitap’ın dinde tek yanılmaz yetki kaynağı olduğunu kararlılıkla ilan ediyorlar ve “hiç kimsenin iman etmeye zorlanmaması, fakat vaaz edilerek kazanılması gerektiğini” söylüyorlardı.—Martyn, 2. cilt, s. 87. BM18 254.2

Luther’in öğretileri Hollanda’da gelişebileceği bir toprak buldu, samimi ve sadık kişiler ortaya çıkarak müjdeyi vaaz ettiler. Hollanda’nın vilayetlerinden birinden, Menno Simons geldi. Roma Katoliği olarak eğitilmiş ve rahipliğe atanmıştı, Kutsal Kitap’tan tamamen habersizdi ve kandırılarak sapkınlığa düşme korkusuyla okumak istemiyordu. Özdeğişim1 öğretisiyle ilgili bir şüphe beynini kemirmeye başladığında, bunu Şeytan’ın bir ayartısı olarak görerek, dua ve günah çıkarma ile kendisini bundan uzaklaştırmaya çalıştı; ancak boşunaydı. Sefahat sahnelerine karışarak vicdanının suçlayıcı sesini susturmaya çalıştı; fakat yararı yoktu. Bir süre sonra Yeni Ahit’i araştırmaya yönlendirildi ve bu, Luther’in yazılarıyla birlikte, yenilenen imanı kabul etmesine yol açtı. Kısa bir süre sonra, komşu köylerden birinde bir adamın, yeniden vaftiz olma suçuyla kafası kesilerek öldürüldüğüne tanık oldu. Bu olay onu çocuk vaftizini Kutsal Kitap’tan araştırmaya yönlendirdi. Kutsal Yazılar’da bunu destekleyen hiçbir kanıt bulamadı, fakat vaftiz edilmenin koşulu olarak her yerde tövbe ve imanın belirtildiğini gördü. BM18 254.3

Menno, Roma Kilisesi’nden çekildi ve hayatını kendisine ulaşan gerçekleri öğretmeye adadı. Hem Almanya’da, hem de Hollanda’da bağnaz bir grup ortaya çıkmış, saçma ve kışkırtıcı öğretileri savunuyor, düzene ve toplumsal kurallara karşı öfke uyandırarak, şiddete ve isyana başvuruyorlardı. Menno bu hareketlerin sonunda neden olacağı korkunç sonuçları gördü ve bağnazların hatalı öğretileri ile çılgın planlarına büyük bir gayretle karşı çıktı. Bu bağnazlar tarafından yanlış yönlendirilmiş olan, ancak onların yıkıcı öğretilerini terk eden birçok kişi vardı; ayrıca kadim Hristiyanların soyundan, Valdenslerin öğretilerinin meyveleri olan pek çok kişi de kalmıştı. Menno bu gruplar arasında büyük bir gayretle çalıştı ve başarılı oldu. BM18 255.1

Yirmi beş yıl boyunca, karısı ve çocuklarıyla birlikte, büyük zorluklara ve mahrumiyetlere göğüs gererek, çoğunlukla da hayati tehlike içinde seyahat etti. Hollanda’yı ve Almanya’nın kuzey bölgelerini gezerek, çoğunlukla alt sınıflar arasında çalıştı, fakat etkisi geniş bir alana yayıldı. Doğal bir belagati vardı, eğitim seviyesi düşük olmasına rağmen sarsılmaz bir dürüstlüğe, alçakgönüllü bir ruh ve yumuşak bir davranış tarzına ve içten ve ciddiyetli bir dindarlığa sahipti, öğrettiği ilkeleri kendi hayatıyla örnekliyor, insanların güvenini kazanıyordu. Takipçileri dağıtıldı ve baskı gördüler. Bağnaz Müntzercilerle karıştırıldıkları için çok sıkıntı çektiler. Fakat onun çalışmaları sayesinde çok sayıda kişi ihtida etti. BM18 255.2

Reform öğretileri hiçbir yerde Hollanda’da olduğu kadar genel bir kabul görmedi. Taraftarları sadece birkaç ülkede daha korkunç zulümlere maruz kaldı. Almanya’da Şarlken Reform’u yasaklamıştı ve tüm taraftarlarını memnuniyetle kazığa götürürdü; fakat prensler onun zorbalığına karşı bir engel meydana getirdiler. Hollanda’da daha güçlüydü, zulüm fermanları hızla birbirini izledi. Kutsal Kitap’ı okumak, dinlemek ya da vaaz etmek, hatta ondan bahsetmek bile, kazıkta ölüm cezasını almaya yeterliydi. Allah’a gizlice dua etmek, tasvirlerin önünde eğilmekten kaçınmak veya bir mezmur1 söylemek de ölümle cezalandırılıyordu. Yanılgılarından vazgeçtiklerine dair yemin edenler dahi, erkek ise kılıçla ölüme; kadın ise diri diri toprağa gömülmeye mahkûm ediliyordu. Şarlken ile II. Filip’in hükümranlığında binlerce kişi yok edildi. BM18 255.3

Bir keresinde tüm bir aile Aşai Rabbani ayininden uzak durarak evde ibadet etme suçlamasıyla engizisyon mahkemesine çıkarılmıştı. Eylemlerine dair sorgulamada, evin en küçük oğlu şu yanıtı verdi: “Dizlerimizin üzerine çökerek, Allah’tan zihinlerimizi aydınlatması ve günahlarımızı bağışlamasını diliyoruz; hükümdarımız için, egemenliğinin müreffeh ve yaşamının mutlu olması için dua ediyoruz; yöneticilerimizi koruması için Allah’a yalvarıyoruz.”—Wylie, 18. kitap, 6. bölüm. Hakimlerden bazıları derinden etkilendiler, ancak yine de baba ile oğullardan biri kazığa mahkûm edildi. BM18 256.1

Zulmedenlerin öfkesine, şehitler aynı çapta bir imanla karşılık verdi. Yalnızca erkekler değil, hassas kadınlar ve genç kızlar da kararlı bir cesaret sergilediler. “Kadınlar kazıktaki kocalarının yanında yer alır, adam alevlere göğüs gererken, teselli sözleri fısıldar ya da onu neşelendirmek için mezmurlar söylerlerdi.” “Genç kızlar canlı mezarlarına sanki yatak odalarında uyumaya gider gibi giriyor; ya da idam sehpasına ve ateşe kendi düğünlerine gider gibi, en güzel giysilerini giyerek gidiyorlardı.”—a.g.e., 18. kitap, 6. bölüm. BM18 256.2

Putperestliğin müjdeyi yok etmeye çalıştığı günlerdeki gibi, Hristiyanların kanı tohum oldu. (Bakınız: Tertullian, Apology [Savunma], 50. paragraf.) Zulüm, gerçeğe tanıklık edenlerin sayısının artmasına hizmet etti. Hükümdar her yıl halkın zapt edilemez kararlılığından iyice çılgına dönerek zalim işini sürdürüyordu; fakat boşuna. Asil Orange’lı William’ın önderliğindeki Devrim, sonunda Hollanda’ya Allah’a ibadet etme özgürlüğü getirdi. BM18 256.3

Piedmont dağlarında, Fransa düzlüklerinde ve Hollanda kıyılarında, müjdenin ilerleyişi öğrencilerinin kanlarıyla mühürlendi. Fakat Kuzey ülkelerine huzurlu bir giriş yolu buldu. Wittenberg’deki öğrenciler evlerine dönerek, yenilenen imanı İskandinavya’ya taşıdılar. Luther’in yazılarının yayınlanması da ışığın yayılmasını sağladı. Kuzeyin basit, dayanıklı insanları Roma’nın yozlaşmasından, debdebesinden ve batıl inançlarından dönerek, Kutsal Kitap’ın paklığına, sadeliğine ve hayat veren gerçeklerine kucak açtılar. BM18 257.1

“Danimarka’nın Reformcusu” Tausen, bir köylünün oğluydu. Dinç bir aklın belirtilerini henüz küçük yaştayken göstermeye başlamıştı; eğitime susamıştı; fakat annebabasının durumu yüzünden bundan mahrum kalarak bir manastıra girdi. Burada, pak yaşantısı, gayreti ve sadakati ile, amirinin beğenisini kazandı. Sınandığında, gelecekte kiliseye büyük hizmetlerinin dokunacağını vaat eden bir yeteneğe sahip olduğu görüldü. Almanya ya da Hollanda üniversitelerinden birinde kendisine eğitim verilmesi kararlaştırıldı. Genç öğrenciye bir şartla kendisine okul seçme izni verildi: Wittenberg’e gitmeyecekti. Kilisenin alimi sapkınlığın zehriyle tehlikeye atılmamalıydı. Keşişler böyle dediler. BM18 257.2

Tausen, şimdi olduğu gibi o günlerde de Roma Katolikliğinin kalelerinden biri olan Köln’e gitti. Burada kısa süre içinde eğitimcilerin gizemciliğinden tiksindi. Bu sıralarda eline Luther’in yazıları geçti. Bunları merak ve sevinçle okudu ve Reformcu’dan bizzat eğitim almayı şiddetle arzulamaya başladı. Ancak bunu yapabilmek için, manastırdaki amirini kızdırmayı ve onun desteğinden yoksun kalmayı göze almalıydı. Kararını kısa sürede verdi ve çok geçmeden Wittenberg’e öğrenci olarak yazıldı. BM18 257.3

Danimarka’ya döndüğünde tekrar manastırına girdi. O ana dek hiç kimse onun Luther yanlısı oluşundan şüphe etmemişti; sırrını ifşa etmedi, fakat arkadaşlarının önyargılarını uyandırmadan, onları daha pak bir imana ve daha kutsal bir yaşam tarzına yönlendirmeye çalıştı. Kutsal Kitap’ı açarak gerçek anlamını açıkladı, son olarak da onlara günahkârın doğruluğu ve tek kurtuluş umudu olan Mesih’i vaaz etti. Onun Roma’nın kahraman bir savunucusu olacağına büyük umutlar bağlamış olan amirinin gazabı büyük oldu. Derhal kendi manastırından uzaklaştırılarak bir başkasına gönderildi ve sıkı gözetim altında hücresine hapsedildi. BM18 258.1

Yeni gözetmenlerinin korkusundan, keşişlerden bazıları çok geçmeden Protestanlığa ihtida ettiklerini açıkladılar. Tausen, hücresinin parmaklıkları ardından arkadaşlarına gerçeğin bilgisini iletmişti. Danimarkalı rahipler kilisenin sapkınlıkla uğraşma yöntemini iyi bilselerdi, Tausen’in sesi bir daha asla duyulmazdı; fakat onu yeraltındaki bir zindana gömmek yerine manastırdan uzaklaştırdılar. Şimdi güçsüzdüler. Yeni çıkarılan bir ferman, yeni öğretinin öğretmenlerine koruma sunuyordu. Tausen vaaz vermeye başladı. Kiliseler ona açıldı ve insanlar dinlemek için akın akın geldiler. Başkaları da Allah’ın sözünü duyuruyorlardı. Yeni Ahit’in Danimarka dilindeki tercümesi büyük ölçüde yayılmıştı. Papalık yanlılarının çalışmayı durdurmak için gösterdiği çabalar yalnızca yayılmasını sağladı, çok geçmeden Danimarka yenilenen imanı kabul ettiğini duyurdu. BM18 258.2

İsveç’te de, Wittenberg’in kuyusundan içen genç adamlar yaşam suyunu kendi yurttaşlarına taşıdılar. İsveç Reformu’nun iki önderi, Orebrolu bir demircinin oğulları olan Olaf ve Laurentius Petri, Luther ile Melanchthon’un nezaretinde öğrenim görmüşlerdi ve buradan öğrendikleri gerçekleri öğretmek için can atıyorlardı. Büyük Reformcu gibi Olaf da gayreti ve belagati ile insanları harekete geçiriyordu, Laurentius ise Melanchthon gibi bilgili, düşünceli ve sakindi. Her iki adam da gayretli bir dindarlığa, üstün teolojik düzeye ve gerçeğin ilerletilmesi için kararlı bir cesarete sahipti. Papalık yanlılarının düşmanlığı da eksik olmadı. Katolik rahip cahil ve batıl inançlı halkı galeyana getirdi. Olaf Petri sık sık öfkeli kalabalıkların saldırısına uğradı ve birkaç olayda canını zor kurtardı. Ancak bu Reformcular kralın beğenisini kazanmışlardı ve onun koruması altındaydılar. BM18 258.3

Halk, Roma Kilisesi’nin egemenliği altında yoksulluğa gömülmüştü ve baskı altında eziliyordu. Kutsal Yazılardan yoksundular; zihne hiçbir ışık vermeyen ve yalnızca işaretler ile törenlerden oluşan bir dinleri olduğundan, putperest atalarının batıl inançlara dayalı fikirlerine ve pagan uygulamalarına geri dönüyorlardı. Ulus birbiriyle çekişme halindeki hiziplere bölünmüştü, aralarındaki sürekli mücadele herkesin sefaletini arttırıyordu. Kral devletin ve kilisenin yeniden yapılandırılmasına karar verdi ve Roma’ya karşı savaşta destek olacak bu yetkin kişilere kucak açtı. BM18 259.1

Olaf Petri, hükümdarın ve İsveç’in önde gelen kişilerinin huzurunda, yenilenen imanın öğretilerini Roma yandaşlarına karşı büyük bir başarıyla savundu. Ataların öğretilerinin yalnızca Kutsal Yazılar’a uygun olduğunda kabul edilebileceğini; imanın temel öğretilerinin, herkes tarafından anlaşılabilmesi için, Kutsal Kitap’ta açık ve basit bir şekilde sunulduğunu ilan etti. Mesih, “Benim öğretim benim değil, beni gönderenindir” demiş (Yuhanna 7:16), Pavlus ise, kendisine verilenden başka bir müjde bildirmesi durumunda lanetleneceğini bildirmişti (Galatyalılar 1:8). Reformcu, “Öyleyse başkaları nasıl olup da kendi keyiflerine göre dogmalar koymaya ve bunları kurtuluş şartı olarak dayatmaya cüret edebiliyorlar?” diye sordu.—Wylie, 10. kitap, 4. bölüm. Kilisenin fermanlarının Allah’ın emirleriyle çelişmeleri halinde hiçbir yetkilerinin olmayacağını gösterdi ve “Kutsal Kitap ve yalnızca Kutsal Kitap”ın tek iman ve uygulama kuralı olduğu şeklindeki büyük Protestan ilkesini savundu. BM18 259.2

Bu mücadele, nispeten bilinmeyen bir sahnede sergilenmiş olmasına rağmen, bize “Reformcular ordusu askerlerinin nasıl insanlar olduklarını” açıkça göstermektedir. “Bilgisiz, tutucu, gürültücü polemikçiler değillerdi - bilakis; Allah’ın sözünü incelemiş ve Kutsal Kitap cephaneliğinin onlara sağladığı silahları kullanmayı çok iyi bilen adamlardı. Bilgelik bakımından zamanlarının çok ilerisindeydiler. Dikkatimizi Wittenberg ve Zürih gibi görkemli merkezlere, Luther ve Melanchthon, Zwingli ve Oecolampadius gibi ünlü isimlere verdiğimizde, bu kişilerin hareketin önderleri olduklarını ve doğal olarak muazzam güce ve sınırsız kazanca sahip olmalarının beklenebileceğini, ancak onlara göre ikinci planda olanların böyle olmadığını duyarız. Gözlerden uzak İsveç sahnesine, Olaf ve Laurentius Petri gibi alçakgönüllü adlara ustalardan çıraklara kadardönüp baktığımızda ne görüyoruz? ... Alimler ve ilahiyatçılar; müjde gerçeğinin tüm sistemini etraflıca öğrenmiş, okullardaki sofistler ile Roma’nın ileri gelenlerine karşı rahatlıkla üstün gelen adamlar.—a.g.e., 10. kitap, 4. bölüm. BM18 260.1

Bu münazaranın sonucunda İsveç kralı Protestan imanını kabul etti, çok geçmeden de ulusal meclis onun lehinde beyanda bulundu. Yeni Ahit, Olaf Petri tarafından İsveççeye çevrilmişti, kralın isteğiyle iki kardeş tüm Kutsal Kitap’ın tercümesine başladılar. Böylece İsveç halkına Allah’ın sözü ilk kez kendi anadillerinde gelmiş oluyordu. Kurultay, tüm krallıkta din görevlilerinin Kutsal Yazılar’ı açıklamaları gerektiğini ve okullarda öğrencilere Kutsal Kitap okutulmasını bildirdi. BM18 260.2

Müjdenin kutlu ışığı, cehalet ve batıl inanç karanlığını kararlı ve emin adımlarla dağıtıyordu. Roma baskısından kurtulan ulus, daha önce hiçbir zaman ulaşamadığı güce ve azamete erişti. İsveç, Protestanlığın sağlam kalelerinden biri oldu. Bir yüzyıl sonra, en vahim tehlike zamanında, bu küçük ve önceden güçsüz olan ulus, Otuz Yıl Savaşlarının korkunç çatışmalarında Almanya’nın yardımına koştu - Avrupa’da yardımda bulunma cesaretini gösteren tek ulus oldu. Tüm Kuzey Avrupa yeniden Roma’nın zorbalığı altına girmek üzere gibi görünüyordu. Almanya’nın papalığın başarı dalgasını tersine çevirebilmesini, hem Luther yanlısı hem de Calvin yanlısı Protestanlar için müsamaha kazanmasını ve Reform’u kabul etmiş olan ülkelerde vicdan özgürlüğünü yeniden tesis edebilmesini sağlayan, İsveç orduları oldu. BM18 260.3